Din kitapları, Tufan'ın
‘araç’ını ‘gemi’ ve Tufan olayını da ‘su taşkını’ haliyle bir "Tufan"
olarak yorumlasa da , yazılı metinler, "gemi"den değil ‘ark’, ‘arca’,
küp, tabut, ‘sal’ falan gibi anlamlardaki kelimelerden bahseder. MS. 4.
yy'da bile "Nuh'un "gemisi" yerine, bir "Nuh sandukası; kümesi,
tabutluğu" motifi kullanılmaya; bu "araca" da, tüm hayvanlar değil,
sadece "23 adet kuş ve kümes hayvanları"ndan aldığı inancı işlenmeye
devam edilmektedir. Bu motifleri kullanan Misis Mozaikleri, "Nuh Tufanı" algısının 2000 yıl önceki durumu hakkında önemli bir belge sunmaktadır.

Sayın Çığ’ın Hatalı Tufan Kavrayışı
Muazzez İlmiye Çığ, “Nuh Tufan’ı” bağıntısında, geçen yıllarda,
“Karadeniz Tufan’ı” tezine yakın duruyordu; daha sonra ise bu görüşünden
vazgeçerek, “Sumerlilerin Tufan’ı”nı Orta Asya steplerinde aramaya başlamış olduğunu, kitabında, şöyle özetliyor:
“Ben Karadeniz’de olan bu Tufan olayını ilk kez İstanbul Üniversitesi
Prehistorya bölümünde Walter Pitman’ın bu konuda verdiği Konferansta
duymuştum. Daha sonra Cumhuriyet Bilim Teknik dergisinde bu konuyu
okuyunca Sumerlilerin yazdıkları Tufan olayının bundan kaynaklanmış
olabileceğine oldukça aklım yatmış ve Kuran, İncil ve Tevrat’ın
Sumer’deki Kökeni kitabımın 51. sayfasında not olarak vermiştim. Fakat
olayın Sumerlilere geçiş varsayımı beni pek tatmin etmiyordu. Çünkü bu
büyük olayın etkisinin Sumerlilere gelinceye kadar, Karadeniz’in
etrafında ve Anadolu’da yaşayanlar arasındaki yerel söylencelerin
bulunması, oraların Sumerlilerle bir bağlantısı olması beklenirdi. Hatta
oradan Avrupa’ya gidenler bu olayı anlatmış olmalılardı. Halbuki buna
ait bir iz olmadığı anlaşılıyor. Bu yüzden Sumerlilerle bu olay arasında
bir bağlantı kuramıyor; ama bir bağlantının gerekliliğine inanıyordum.
İşte Önsöz’de sözünü ettiğim kitaplar [ Benim Notum: ( “Ufkumu açan
kitaplardan biri Begmyrat Gerey’in Beş Bin Yıllık Sümer- Türkmen Bağları
adlı kitabı…. İkincisi Doç. Dr. Tahsin Parlak’ın Tufan’dan Turan
Denizi’ne, Turan Denizi’nden Günümüze Aral’ın Sırları adlı kitabı… M. İ.
Çığ sf.9/10) ], diğer araştırmalarımın sonuçları bana Sumer Tufan
olayının Orta Asya’daki taşkınlıklardan kaynaklanmış olabileceğini,
Sumerlilerin oralar ile bağlantıları olduğunu açıkça gösteriyordu. “ (M.
İ. Çığ, adı geçen kitap, sf. 73/74) Her şeyden önce, “Sümer
Tufan” anlatımının kaynakları konusunda, “Karadeniz Tsunamisi”nden “Orta
Asya Taşkınlarına” doğru bir görüş değişikliği için Sayın Çığ’ın,
Cumhuriyet Bilim Teknik dergisi gibi, başvuru kaynaklarının ne ölçüde
“bilimsel” bir taban oluşturabileceğini akademi dünyamızın
değerlendirmesine sunalım. Bizce bu “görüş değişikliği” süreci ve
dayanılan “kaynak”lar, yıllarını Akado sammaru tablet çözümlerine
hasretmiş bir bilim insanı için oldukça üzücüdür. Fakat bütün bunlar işin sadece bir yanıdır.
Her şeyden önce, Sayın Muazzez İlmiye Çığ, öteki bir dizi “realist”,
“gerçekçi”, “doğacı” bilim adamı veya tez sahibi gibi, Tevrat’taki
haliyle Tufan anlatımının “doğal bir sel afeti”, “tsunami” olayına;
tarihteki doğal bir felaketin insan belleğindeki izlerine dayanmış
olabileceğinden yola çıkmaktadırlar. Onlar için, anlatımlardaki
“sel”, bildiğimiz anlamıyla bir “su taşkını”; anlatımlardaki “insan
toplumu” , bildiğimiz anlamıyla “yeryüzü”nün bütün insanlığı” ;
anlatımlardaki “yeryüzü”,”dünya”, “toprak” ise, şu anda bilinen haliyle
“yer küremiz” ; anlatımlardaki “gemi” ise, şu anda da bildiğimiz haliyle
bir “kayık”, “gemi”, “sal” idi… Çalışmalarım içinde göstermeye
çabaladım ki, Akado-sammaru kayıtlarında ve ondan kaynaklanan “kutsal
tufan” anlatımlarında bahsedilen “Su taşkını haliyle Tufan”, aslında bir
dizi farklı türü bulunan “kıyamet ayinleri”, “insan kurban edimli
ziyafet bayramları”nın sadece biri idi. Bu nedenle de, anlatımlardaki
tanrı, böyle bir “tufan” ile, mutlaka suda boğma yoluyla bir “tufan”
tanımlıyor ve gerçekleştiriyordu. Mezopotamya’da birbirinden
farklı bir dizi Tufan, yani “kıyamet” biçimleri bulunuyordu. “Suda
boğma” veya Cehennem’in “ kaynar sularda haşlanma” motifleri bulunduğu
kadar “veba salgınları”; “karakış” kıyametleri; “yangın afetleri” de,
tıpkı, Mezopotamya’daki toplum birimlerden sadece bazılarının katıldığı
“insan kurban edimli ittifak toplantıları”nın farklı türlerini
oluşturuyordu. Kurban veren topluluk için
“felaket”, kurban alan toplum için ise “bayram” yönleriyle öne çıkan
Kıyamet-Bayram toplantıları birer ritüel olduğu için, tamamen takvimsel
bir zemine, takvimsel bir değere oturmaktaydı. Akado Sammaru kayıtlarında
ve onlara dayanan sonraki dinlerdeki “kıyamet – bayram ayinleri”
genellikle, en az üç günlük bir takvimsel değere sahiptir. “Yaratılış”
olarak tanıdığımız olay da, tam olarak bir “kıyamet- bayram ayini”
olduğu için, o da “6 gün, 6 gece” sürmüştü. Bizim tanıdığımız
“İnsanoğlu”, genel olarak “insan”ların sadece bir bölümünü; bizim
tanıdığımız “yeryüzü”, “toprak” , “dünya”, “küre”, Mezopotamya’nın tarım
yapılan “toprak”larını ifade ediyordu. Eski tabletlere göre, “Yukarı
Mezopotamya” , zamanla “Gök” ve “Cennet” kavramlarıyla eşitlenmiş ;
“Aşağı Toprak”lar ise, “Dünya”, “Toprak” ve “aşağılık insan”ların
yerleştiği alanlar olarak ifade edilmeye başlanmıştı. “Yüce Varlıklar”
ve “Aşağılık, Kusurlu, Günahlı İnsanoğlu” ayırımın da dayandığı bu
ikilemin tarihteki özelliklerine değinmiştik. Akado-sammaru
topluluklarını ve onların kültürlerini birer uydurmalar manzumesi olarak
ele almaz; Mezopotamya topluluklarının gerçek varoluş ve yaşayış
anlatım biçimleri olarak ele almaya başlarsak, aslında, bütün
“hurafeler”, bir şekilde, bizi, geçmiş toplulukların yaşam ve kült
biçimlerine taşır. Bunlara ait son derece canlı örneklerin bir bölümünü
ele almaya çalışmıştık. Bir topluluğun “marul yemeyi günah” addetmesi
veya Paskalya sırasındaki bir günde mutlaka “marul yemesi” gerektiği
gibi kurallar, hiç de “aptallık” veya “cehalet” göstergesi
sayılmamalıdır. Hıristiyan yortusunda mutlaka “mercimek” (onun da
“yeşil” ve “kırmızı” mercimek ayrımı bile bulunuyor!) yemek, “mercimeği
fırına vermek”, nasıl ki, cinsel içerikli bir “festival”, “düğün”,
“ittifak şenliği” edimini ifade ediyorsa, marul, fasulye, nar veya
“kurban eti” yemek veya yememek de bu tür “kıyamet – bayram”
etkinliklerine “sunucu toplum” veya “sunulan toplum” olarak katılmış
olmak veya olmamayı anlatıyordu. Bunlarla ilgili daha geniş bilgilere, Tufan ile ilgili yazılarımdan ulaşılabilir.
“Tufan” olayına bir kez, “sel baskını”, “Nuh gemisi”ne de, bilinen
“gemi” olarak bakmaktan vazgeçtiğimiz andan itibaren, Akado-sammaru
tabletlerindeki “Tufan”dan, “kutsal kitap” denilen “kitaplar” a kadar
uzanan bütün Tufan anlatımlarının, aslında ne zaman başlayacağı, ne
zaman biteceği belli olan, tapınaklarda icra edilen, insan kurbanlı
birer ritüel olduğu ve tek sefere mahsus bulunmadığı anlaşılır.
Gemi artık bir “gemi” değildir. Eski Kudüs tapınağı önündeki “arınma
havuzu”, “tunç kazan”dır! Dolayısıyla, Muhammed Kuran’ındaki gibi, Nuh
döneminde “kazanı kaynayan gemi” gibi “buharlı gemi” saçmalıklarıyla
uğraşmaya da gerek kalmaz. Tevrat’ın buluşma çadırı veya eski
Kudüs tapınak yapısı ve ölçüleri, sanki birebir, “Nuh’a yapılması”
emredilen “Üç katlı”, “üçüncü katında mutlaka çatısı olan”, “eni boyuna
eşit” vb. ölçü ve plandaki bir “tapınak” yapısı olduğunu açığa çıkmaya
başlar. Türkiye’nin bilim adamları, ateistleri, konular üzerine
düşünen, tezler hazırlayan akademisyenleri, dünyanın en şanslı
kesimleri arasındadır aslında. Çünkü, anlatılan Tufan’lar bizim
topraklarımıza referans vermektedir. Anlatılan Tufan’ların “gemisi” ya,
Cudi’ye, ya da “Ararat”a gelip konarlar! Bu kadar da değil!
“Toprağın adamı” olan “çiftçi Adem” bile, muhtemelen eski Asur tarım
alanlarında “yaratılmış”tı. Tabii ki, burada dindarların düşündüğü
şekilde bir “yaratma” yoktu. Bir tanımlama, “ad verme”, “sınıflama”,
karşılıklı birbirini tanıyıp var kabul etme anlamlarında bir “yaratma”
idi. Bir meselenin “adını koyalım”, “bu iddianın adını koyalım”
dediğimizde, nasıl ki, olayı tanımlamak, tanımak ve tanıtmaktan
bahsetmek istiyor isek, eski tanrılar ve eski farklı Adem’ler durmadan
“eşyaya ad vermekten”, “varlıkları tanımlamaktan” vb. bahsediyorlar ise,
bu aynı zamanda onların “yaratma” edimleri anlamına geliyor olmalıydı.
Bize ulaşmış haliyle Mezopotamya kaynaklı Tufan anlatımlarını eski
dünyanın doğal felaketlerinde aramak, bütün “gerçekçi” ve-ya “ateist”
görünümüne rağmen, büyük bir yanılgıdır. Orada anlatılan “Tufan”lar,
insan kurbanlı ittifak edimleri, felaket, kıyam günleri, kıyamet ve
dolayısıyla bayram ritüelleriydi. http://toplum-ve-tarih.blogspot.com/2009/12/sayn-cgn-hatal-tufan-kavrays.html
“Geçmiş günlerde, Geçmiş uzak günlerde, Geçmiş gecelerde, Geçmiş uzak gecelerde, Gerekli her şey var edildikten sonra, Gerekli her şey emredildikten sonra Tapınaklarda ekmek yendikten sonra Fırınlarda ekmek piştikten sonra, Gök Yer’den uzaklaştıktan sonra, Yer Gök’ten uzaklaştıktan sonra, İnsan’a ad verildikten sonra, An Gök’ü aldıktan sonra, Enlil Yer’i aldıktan sonra Ereşkigal’e ölüler diyarı (yeraltı) verildikten sonra, Yelken açtıktan sonra, Yelken açtıktan sonra, Enki Baba, Kur’a (ölüler Diyarı-Yer Altı’na) Yelken açtıktan sonra, Kırala (Enki Baba’ya) karşı küçükler atıldı Enki'ye karsıbuyukler fırlatıldı. Küçükler, elin taşları, Büyükler, kamışların, dans eden" taşları, Enki'nin gemisinin omurgası, Savaşta hücum eden fırtına gibi gômüldù; Kırala karşı sular geminin tepesinde Kurt gibi yuttu, Enki'ye karşı sular geminin arkasına Arslan gibi çarptı.“ ENKİ’NİN TAŞLANMASI http://toplumvetarih.blogcu.com/nuh-gemisi-nden-musevi-sandigi-na-2/6802034
   'Sümer-Akkad' Metinlerinde "Gemi"nin Ölçüleri Şuruppak'lı adam Ubar-Tutu'nun oğlu, değiştir yurdunu! Bir gemi yap! Zenginlikleri bırak, kurtar yaşamını! İnşa edeceğin bir gemiye yükle tüm yaşam tohumlarını! - Geminin ölçüleri ne olsun? - İnşa edeceğin geminin tam olsun ölçüleri! Denk olsun genişliği uzunluğuna! Ört üstünü de bir çatıyla! Okyanus üzerine yerleştir onu! Bu gemi bir yarış gemisi, Adı da 'Hayat kurtaran!' olacak! Öyle olsun ki… (kırık) Alt kısmı da üst kısmı da kuvvetli olsun. …zamanı sana bildirdiğimde, ….gireceksin gemiye, örteceksin kapısını, Yerleştir içine tohumlarını, eşyalarını, zenginliklerini, karını, çocuklarını, akrabalarını, zanaatkarları, hayvanları,yabani yaratıkları ve ova bitkilerini" Açtı ağzını bilge Um-napişti Tanrısı EA’ya dedi ki; 'Ben hiç gemi yapmadım ki, Bilmem nasıl inşa edileceğini.. Toprağa çiz de şeklini, şekile bakarak yapayım gemiyi..' (.........kırık.........) 'Baktım o şekile ve Tanrım, sahibim EA'ya dedim ki: -….sahibim,sözlerini yerine getireceğim, yapacağım ben,onu (.........kırık......) http://toplumvetarih.blogcu.com/sumer-akkad-metinlerinde-kutsal-tufan-anlat/2524088 http://toplumvetarih.blogcu.com/tapinak-veya-nuh-un-gemisi/6822677
Tevrat'ta 'Gemi'nin Ölçüleri "Ve Tanrı, Nuh'a dedi: "Bütün yaratılmışların sonları yaklaşmıştır,..şimdi artık yeryüzünden hepsini yokedeceğim. Kendine ağaçtan bir Gemi (‘Arche’) yap.Onu bölmelere ayıracaksın ve içini-dışını ziftle kaplayacaksın. Gemi’nin uzunluğu 300 (150 m.) genişliği 50 (25m), yüksekliği de 30 (15 m) dirsek olacak.
Gemi'de (Arche) 0,5 m. yüksekliğinde bir baca yapacaksın.İki yanına
kapılar koyacaksın, bunu birinci, ikinci ve üçüncü katlarda yapacaksın. http://toplumvetarih.blogcu.com/kuran-ve-tevrat-ta-kutsal-tufan-2/2524092 *** Avesta'da 'Kara Kış' Olarak Tufan Avesta'nın Tufan için hazırladığı tapınak türü: 22. Ve Ahura Mazda Yima’ya hitap ederek şöyle dedi:
"Ey Vivanğat’ın oğlu dürüst Yima! Maddi dünyaya öldürücü kışlar
çökecek, (söz konusu kışlar) beraberinde son derecede kötü, bozuk
soğuklar getirecek. Maddi dünyaya öldürücü kışlar çökecek, o (gelecek
olan kışlarla birlikte) dağların en yüksek tepelerinde bir aredvi (1)
derinliğinde kar tabakaları (oluşacak). 23. Ve hayvanların her
üç türü de ölecek, (yani) şu kırda yaşayanlar, şu dağların tepelerinde
yaşayanlar ve şu vadilerin içlerindeki ahırlarda barınanların tümü
(ölecek). 24. O kıştan önce şu tarlalar sığırlar için otla
dolacak. Şimdi (yani söz konusu kıştan önce) dereler taşıyor, karlar
eriyor, bu ülke dünyada mutlu bir ülke gibi görünüyor olacak, ki burada
koyunların dahi ayak izleri (1) görünecek. 25. Bundan dolayı
Sen, her kenarı bir koşu alanı uzunluğunda (1) olacak (kare) şeklindeki
bir Vara (2) inşa et. Buraya koyunların ve öküzlerin, erkeklerin,
köpeklerin, kuşların ve kızıl alevli ateşin tohumlarını (3) yerleştir.
Bundan dolayı Sen, her kenarı bir koşu alanı uzunluğunda olacak (kare)
şeklinde bir Vara inşa et. (Bu) insanlar için oturulacak bir yer olsun,
bir Vara, her kenarı bir koşu alanı uzunluğunda, sürüler için bir ağıl.
26. Sen oraya; bir hâthra uzunluğundaki yatağında akacak olan suları
yerleştireceksin, sen; (bu suların) her zaman yeşil kalacak ve tükenmez
gıdalarla dolu olan kıyılarına kuşları (1) yerleştireceksin. Sen orada;
balkonlu bir ev, bir avlu ve bir dehlizden oluşan barınaklar inşa
edeceksin. http://toplumvetarih.blogcu.com/avesta-da-kara-kis-olarak-tufan/3148455 *** Tufan Anlatımlarının Gerçek Yorumları
"Üç katlı, çatısında mutlaka bacası olan Gemi" tarifi aslında Gemi
değil, tapınak tarifi idi. Avesta'da, Eski Ahit'te, belirli ölçülere
göre yapılan tapınak tariflerini incelemiştik. http://toplumvetarih.blogcu.com/tapinak-veya-nuh-un-gemisi/6822677
  İmam Kayığı’ndan ,Ekmek Teknesi’ne...
Museviliğin en önemli kutsal aracı olan ‘Mukaddes Sanduka’, ‘Kutsal
Tabut’, Museviliğin, kendi erken tanrılarının böyle bir ‘şehadet’inin
kanıtı idi. Bu Sanduka,‘buluşma çadırı’nın ‘en kutsal yer’inde
muhafaza ediliyor, herhangi bir ters iddiaya karşı bu Şehadet’e
şahitlik etmek üzere,en büyük hassasiyetle korunuyordu. İslam’ın
Kuran’ı, bu Kutsal Sanduka’nın içinde, kendi temsilcisini kurban
olarak sunmak yoluyla hükümranlığını meşrulaştırdığını düşünen bir
topluluğun, şehit edilen Tanrı’dan arta kalan ve kanıt olsun diye de
saklanan artıklar (kemik, kalp, giysi, kanının içildiği tas,sürhi vb.
olmalıdır) bulunduğunu,pek berrak ve doğru olmasa da,aşağıdaki şekilde
vermekteydi: “Ve (Nebileri) Peygamberleri onlara şöyle
söyledi: ‘Bakın, (Tanrının) meşru hükümranlığının, bir işareti olarak
size, içinde Rabbiniz tarafından bahşedilmiş …. bir iç huzuru mirasının
bulunduğu, meleklerce taşınan, (bir tâbût, sandık, sanduka, kalp)
bağışlanacaktır. ..’ dedi.” (Bakara 248) Musevi
tanrısı ile de eşitlenmiş bu Kutsal Sanduka, ‘Buluşma Çadırı’ ile
birlikte,bu Çadırı’ın en önemli parçası olarak, Musa’nın dini
görevlilerince, iki yanından özel sırıklara geçirilmiş bir vaziyette,
muhtemelen dört kutsal görevlinin omuzunda,çölden çöle
dolaştırılıyordu. Kuran’da bu ‘tabut’u taşıyanların ‘Melek’ler olduğu
söylenirse de, bu Melek’ler, Malik’ler, Eski Ahit’te basbayağı etten
kemikten dini görevliler olarak şekillenirler. Kendilerine ‘tanrı
evlatları’, ibn’ullah, diyen Musevilerin bu kavramını Kuran, Melek,
Malik olarak terennüm ediyor olmalıydı. Bu Kutsal Sanduka, daha sonra
içine,Tanrının Musa’ya dağda verip yazdığı bazı taş levhalar konulmuş
olarak,Kudüs tapınağına yerleştirilecekti. Sanduka’nın
çöllerde taşınması işlemi omuzlarda tabut taşımaya benzer bir ritüeldi.
Bütün bir “Mısır’dan Çıkış” anlatımında bu sandukayı, buhurdanlıklar,
ateş dumanları arasında çöllerde dolaştırılıyor olarak hissederiz.
Tanrılar bakımından farklı toplumlarda bu, Tahterevan, Kızak veya
Tekerlekli kağnı gibi araçlarla veya omuzlarda taşınıyordu.
Fırınların ‘ekmek Tekne’sine benzer bir tabut, sandık, küp, tekne gibi
farklı biçimleri bulunuyor olmalıydı. Kurban edilmiş Tanrı etinin,
kanının, kemik kalıntılarının taşındığı bu somut araç biçimleri,daha
sonra, herhalde, ‘Gök Teknesi’, ‘Yer Kayığı’ vb. halini alarak
ilerlemiş ve tek bir su zerresinin bulunmadığı çöllerde, Nuh’a
kurtarıcılık eden Gemi’ye dönüşmüş olmalıdır.Tufan sırasında da,
Kuran’da neredeyse ‘kazanlı gemi’ özelliğiyle, denizlerde, taşkın sular
üzerinde dalgalanıp duracaktır zaten. Bütün bu anlatımlarda
sözü edilen ‘deniz’lerin Atlantik veya Pasifik okyanusu, Ak ve Kara
deniz anlamındaki deniz’ler olmadığını anlamak için çok beklememiz
gerekmiyor. Bu ‘Deniz’in, Efes’in, Apsu’nun, örneği Kudüs tapınağının
önüne on iki boğa heykeli üzerine oturtulan ve kutsal bronzdan özel
olarak yapılmış olağanüstü ölçüleriyle yaklaşık 44 000 litre su aldığı
yazılan bir ‘havuz’ olduğunu anladığımızda, Nuh’un ‘gemi’si veya
‘kayık’ının bayrak direkleri de, uzak ufuklarda değil, Kudüs
tapınağının kutsal avlusunda belirmeye başlamış olur. Çünkü, eski
geleneklere bağlı olarak Musevi ataları, içine kurbanlar atılıp
kaynatılan işte bu ‘havuz’a somut olarak ‘Deniz’ adını veriyorlardı. http://toplumvetarih.blogcu.com/nuh-gemisi-nden-musevi-sandigi-na-4/6802740 "Kutsal Sanduka"dan "Nuh Gemisi"ne!
Nuh döneminde "sel" biçimli bir Tufan'dan "kurtulma" aracı olarak
"Gemi"/ "Kayık" motiflerinin erken ve geç dönem dinsel metinlerdeki
yansımaları üzerine... Aşağıda bu konuyla ilgili değişik kitap veya makalelerde yer alan yazılardan oluşan bir "Derleme" bulunmaktadır.
Nuh Tufanı bağıntısında Ark, Arkhe, Arca, Arka, Arche, Kürsü, Makam,
Kayık, Gemi kavramlarını daha yakından tanımaya çalışalım: Antlaşma Sandığı (Çık.37:1-9) 10 Akasya ağacından bir sandık yapsınlar. Boyu iki buçuk*, eni ve yüksekliği birer buçuk arşın* olsun. 11 İçini de dışını da saf altınla kapla. Çevresine altın pervaz yap. 12 Dört altın halka döküp dört ayağına tak. İkisi bir yanda, ikisi öbür yanda olacak. 13 Akasya ağacından sırıklar yapıp altınla kapla. 14 Sandığın taşınması için sırıkları yanlardaki halkalara geçir. 15 Sırıklar sandığın halkalarında kalacak, çıkarılmayacak. 16 Antlaşmanın taş levhalarını sana vereceğim. Onları sandığın içine koy. 17 Saf altından bir Bağışlanma Kapağı* yap. Boyu iki buçuk, eni bir buçuk arşın olacak. 18 Kapağın iki kenarına dövme altından birer Keruv* yap. 19 Keruvlar`dan birini bir kenara, öbürünü öteki kenara, kapakla tek parça halinde yap. 20 Keruvlar yukarı doğru açık kanatlarıyla kapağı örtecek. Yüzleri birbirine dönük olacak ve kapağa bakacak. 21 Kapağı sandığın üzerine, sana vereceğim taş levhaları ise sandığın içine koy.
22 Seninle orada, Levha Sandığı`nın* üstündeki Keruvlar arasında,
Bağışlanma Kapağı`nın* üzerinde görüşeceğim ve İsrailliler için sana
buyruklar vereceğim.” * Keruv: Muhtemelen Boğa/Öküz .. [ Eski Ahit'te bir Adem tanımı ve Aden!]
L'Arche d'alliance, en hébreu אֲרוֹן הָעֵדוּת, Aron ha'Edout, "Arche du
témoignage" est le coffre qui, dans la Bible, contient les tables de la
Loi (Dix Commandements) données à Moïse sur le mont Sinaï. C'est un
coffre oblong de bois recouvert d'or. Le propitiatoire surmonté de deux
Kérubim, qui en forme le couvercle, est considéré comme le trône, la
résidence terrestre de YHWH (Exode 25:22). Lorsque le tabernacle fut
terminé, l'arche fut mise dans le Saint des saints (1 Rois 8:1–8).
[ Burada çok açık olarak, "Şehadet Sandukası"na, "Şahitlik Tabutuna",
"Kutsal Tabut"a, Fransızca'da Arche d'alliance veya L'Arche du
témoignage denildiğini; fakat aynı kavramın "Arche de Noé" bağıntısında
"Nuh'un Gemisi" olarak kavrandığını saptayalım. Sözkonusu olan "Gemi" değil, basbayağı bir sandık, Küp, Sandık, Tabut, Kazan türü bir araç olmalıydı!] http://toplumvetarih.blogcu.com/nuh-gemisi-nden-musevi-sandigi-na-1/6802570

|