21 Ocak 2016 Perşembe

Allah, Cin'i Ve İnsan'ı Kulluk Etsinler Diye Yaratmış

 
                  
"Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım."

ZÂRİYÂT Suresi
Ayet - 56      
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya'budûn(ya'budûni).
Ve Ben, insanları ve cinleri (başka bir şey için değil, sadece) Bana kul olsunlar diye yarattım.

 ***
  

İmam İskender Ali Mihr : Ve Ben, insanları ve cinleri (başka bir şey için değil, sadece) Bana kul olsunlar diye yarattım.
Diyanet İşleri : Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
Abdulbaki Gölpınarlı:Ve ben, cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
Adem Uğur : Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
Ahmed Hulusi : Ben cinni ve insi yalnızca (Esmâ özelliklerimi açığa çıkarmak suretiyle) kulluk etmeleri için yarattım!
Ahmet Tekin : Ben cinleri ve insanları yalnız beni ilâh tanısınlar, candan müslüman olarak bana teslim olsunlar, saygıyla bana kulluk ve ibadet etsinler, yalnızca benim şeriatıma bağlansınlar, bana boyun eğsinler diye yarattım.
Ahmet Varol : Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etmeleri için yarattım.
Ali Bulaç : Ben, cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.
Ali Fikri Yavuz : Ben, insanları ve cinleri, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.
Bekir Sadak : Cinleri ve insanlari ancak Bana kulluk etmeleri icin yaratmisimdir.
Celal Yıldırım : Ben, cinleri ve insanları ancak beni tanıyıp ibâdet etsinler diye yarattım.
Diyanet İşleri (eski) : Cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etmeleri için yaratmışımdır.
Diyanet Vakfi : Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
Edip Yüksel : Cinleri ve insanları ancak bana kulluk etmeleri için yarattım.
Elmalılı Hamdi Yazır : Ve ben, Cinn-ü İns'i ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) :Ben cinleri ve insanlan ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım.
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.
Fizilal-il Kuran : Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
Gültekin Onan : Ben, cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.
Hasan Basri Çantay : Ben cinleri de, insanları da (başka bir hikmete değil) ancak bana kulluk etsinler diye yaratdım.
Hayrat Neşriyat : (Ben) cinleri ve insanları, ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım!
İbni Kesir : Ben, cinnleri ve insanları ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım.
Muhammed Esed : Ve (onlara söyle!) Görünmez varlıkları ve insanları yalnızca (Beni tanımaları ve) Bana kulluk etmeleri için yarattım.
Ömer Nasuhi Bilmen : Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
Ömer Öngüt : Ben cinleri ve insanları ancak (beni bilsinler) bana ibadet etsinler diye yarattım.
Şaban Piriş:Cinleri ve insanları sadece bana kulluk etsinler diye yarattım.
Suat Yıldırım : Ben cinleri ve insanları sırf Beni tanıyıp yalnız Bana ibadet etsinler diye yarattım.
Süleyman Ateş:Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
Tefhim-ul Kuran : Ben, cinleri de, insanları da, yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.
Ümit Şimşek : Ben cinleri ve insanları Bana kulluk etsinler diye yarattım.
Yaşar Nuri Öztürk : Ben, cinleri ve insanları bana ibadet etmeleri/benim için iş yapıp değer üretmeleri dışında bir şey için yaratmadım.

http://www.kurantefsiri.com/kuran_tefsiri/zariyat/zariyat_suresi_tefsiri.aspx?ayet=56


 **
Zaten bu "Allah"ın  "topluluk" deyince aklına gelen sadece  "“Cin topluluğu ve İnsan topluluğu” dur...


Matruşka'larda Tarih Bulmak..

http://toplumvetarih.blogcu.com/matruska-larda-tarih-bulmak/9184811

***
YER VE GÖK, KURAN’DA ADEM VE SEYTAN!
 
Kutsal kitapların ‘ tanrısal yaratılış’ anlatımının dayandığı eski ilahiler, “gök’ün yer’den, yer’in gök’ten ayrılması”, “gök ve yer’e ad verilmesi” biçimindeydi.

Bu kavramlar, Sümer adı verilen uygarlığın erken döneminde, toplum birimlerin birbirinden ayrıştırılmasının ve bu ayrıştırmaya bağlı olarak gerçekleşebilen düzenlenişin bir anlatım tarzı olarak kullanılmıştı. Dolayısıyla, ilahilerin çözümlemelerinde ve “kutsal kitap” aktarımlarında ‘yer-dünya’ ve ‘gök’ olarak algılanan bu kavramlar, şimdiki anlamlarıyla ‘yer’ ve ‘gök’ değildi. (1)
 
Kırmızı renk ile sembolize edilen ateş ve buna bağlı olarak gelişen ‘kutsal nefes’ kültü, Ana, Uttu, Enlil, Nemrut, Marduk çizgisi boyunca izlenebilmektedir. Şii’lik veya Hıristiyanlığın ateş motifli kavram ve göreneklerinden, Hitit güneş tanrılarına değin bu kültür hattı takip edilebilecek kadar belirgindir. Kutsal nefes, Güçlü Yel, Ulu Üfürükçü Enlil ve Babil’in Marduk’u olarak okunan En-Mar-Utu yani Nemrut, Semitik Akad toplumundaki ateş kültünün taşıyıcıları gibidir. Cenazeyi yakarak defnetmenin, suçluyu ateşe atarak öldürmenin, ‘yakmalık sunu’nun, kandil ve mum yakmanın; odun hayranlığının, söndürülmemesi gereken olimpiyat meşalesinin, ateş üzerinden zıplamanın, ateşle arınma ve arındırmanın... gerisinde kurbanını, “çiğ veya haşlanmış olarak değil”, Musa’nın tanrısının yeniden dikte ettirdiği şekilde, kurbanını bütün halde kızartarak hazırlamakla yükümlü kılınmış toplulukların ateş kültü bulunur. Bu yüzden çöl yollarında tanrı, Musa’nın karşısına sönmeyen bir ateş haliyle görünmeyi tercih eder. Abraham, oğlunu kurban olarak sunmak istediğinde, bu nedenle, önce onun başını gövdesinden ayırıp kanını toprağa akıtacak ve fakat hemen sonra özel olarak hazırlayıp eşeğine yüklediği odunlar ile de ‘yakmalık sunu’ olarak yakacaktı. Ateş kültü kurallarının giderek bozulmasından önceki dönemde, Milliyet muhabirlerinin sunduğu “Mangal keyfi”, bu nedenle, bütün ‘atalarımız’ için değil, sadece, ateş kültünün etki alanı içinde bulunan toplum birim ataları için geçerli olabilirdi. (Bunlarda bile, daha sonra, hiç olmazsa ’kutsal tatil günlerinde’ etin ateşte kızartılması yasaklanmaya; ‘ateşe bıçak uzatmak günah’ sayılmaya başlanmış durumdaydı.)
 
‘Ateşe, güneşe, şeytana tapmakla’ suçlanacak olan bu toplulukların ataları, erken Sümer düzenlenişi sırasında, yani ‘gök’ ile ‘yer-dünya’ birbirinden ayrıştırılırken, simdi ‘gök’ olarak anlaşılan ateş-güneş veya kırmızı renk tarafını temsil ediyor olmalıydılar.
 
Âdem ise bu ayrışmada, ‘toprak’tan, ‘çamurdan’ yaratılmış olma yorumuna iki kanaldan ulaşmış görünüyor. Birisi kara renkle eşitlenmiş yer küre, dünya, toprak; öteki de, bilge tanrıların, kaderlerini kil’e yazarak olguyu, canlıyı ‘var etme’ uygulamaları.

Âdem, ‘toprak’, ‘kilden’, ‘yer’den yaratıldıktan sonra, Kuran’a göre, Tanrı bütün meleklere; Âdem’e secde etmelerini buyurduğunda, meleklerden birisi dışında hepsi bu emre uymuştu. Tanrının “Âdem’e secde edin!” emrine uymayan bu melek, İblis, şeytan, cin idi: 
 
“(Allah:) Meleklere: ‘Âdem'e secde edin!’ dedi. İblis'in dışında hepsi secde ettiler.
 
Allah buyurdu: Ey İblis! Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir?
 
Secde edenlerle beraber olmayışının sebebi nedir? Böbürlendin mi, yoksa yücelerden misin?” 
 
Tanrının hışımla sorduğu soruya İblis, Cin, Şeytan’ın verdiği yanıt oldukça serinkanlıdır:
 
“ İblis: ‘Ben, çamurdan yarattığın bir kimseye secde mi ederim!’ dedi.
“Ben kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattığın bir insana secde edecek değilim.”
 
“Ben ondan (daha) hayırlıyım! Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın!”
 
Şeytanın bu sertliği karşısında Tanrı, adeta bir özür arayışı içinde şöyle bir açıklamada bulunmuştu:
 
“Cini, İblis’i daha önce kavurucu ateşten yaratmıştık.”
 
Bu açıklamayı yapan Tanrı, tek’leşme sürecine bağlı olarak, Cin’i, Şeytan’ı Âdem’den daha önce ve ateş’ten yaratmış olma sorumluluğunu ister istemez üstenmek zorunda kalmış görünüyor. Fakat biz biliyoruz ki, burada “İblis, melek, cin, géant” olan bu oğul, Hammurabi kanun metni giriş bölümüne göre, gök’ün, Ateş’in büyük oğlu olarak, Enlil kılınarak Anu tanrı tarafından, ‘ateşten yaratılmış’ olan Marduk okunuşlu tanrı olmalıydı.(2)
 
Böylece kırmızı ateşten cin topluluğu, kara topraktan insan topluluğu yaratılmış durumdadır!
 
Eski Ahit, Enoş’un Kitabı ve Kuran, başlangıçtaki Sümer-Akad ittifakına ve onun oğullarına yansıyan bu ikilemi oldukça belirgin olarak resmederler. Kutsal kitapların tümünde eski toplum ikiye ayrılmış olarak sınıflanır:

‘İlahi varlıklar” (‘Tanrı oğulları’), ile “İnsan evlatları”(‘les enfants des hommes”)!

Bir yanda ”Melekler” (‘les anges’) , öte yanda ise “İnsan soyu”!

Bu belirgin ikili ayrımın Kuran’da kazandığı biçim, “İnsan topluluğu” ve “Cin Topluluğu”dur. Tanrı, ‘topluluklara’ seslenmek istediğinde, karşısında sadece “in ve cin toplulukları” bulunduğunu varsayıyordu:
 
Ey cin ve insan topluluğu!
 
İçinizden size ayetlerimi anlatan ve bu günle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi!(Enam Suresi. 130. Ayet)
 
Kutsal kitapların, din felsefesinin bu ‘ikili’ yapısı, cin ile insan, haram ile helal, iyi ve kötü’ kavramları, sosyolojik temelini incelemekte olduğumuz eski toplumun zıt’larla var olabilen örgütlenme ve işleyişini açıklamaktadır.
 
 Başlangıç döneminde, genel bir kural olarak, bir toplum birimin ‘helal’ öğesi, karşı toplum birimde bir ‘ haram’ öğesi olarak tamamlanıyor olmalıydı. Karşıda ‘kötü’ olanın, bu yandaki toplum biriminde ‘iyi’ görünmesi veya komsu toplulukların sadece ‘toprak’ isteğine dayanmayan aşırı çelişmeli yapı arz etmeleri genellikle bu yüzdendir. 
 
Erken Sümer döneminden bu yana ateş-güneş kültünün taşıyıcıları Anu, Samas, Utu, Enlil, cin-géant, İblis, Nusku, Nemrut, Marduk... aynı temel hatta, birbirleriyle değişik akrabalık ilişkileri temelinde uzanıp gelirler.
 
Karşı toplum birim, bize, kendisini ‘insanoğlu’ ve onları ise ‘melek’, ’tanrı evlatları’, ‘cin’ olarak aktarır. Anlatıcımız değişince, az önce bize kendisini ‘insanoğlu’ olarak tanıtan topluluk, bu kez karşı taraftaki yeni anlatıcımız bakımından ‘çiğ et yiyen’, ‘kıllı’, ‘yabani hayvan’ topluluğu halini alır. ( 3)
 
Eski toplum ‘aile’ kurumuna geçmeye başladığı dönemde, önceki zıtlık, bu kez ,’aile’nin içine, Adem ile Havva’nın iki kardeş oğlu arasına, ‘büyük-küçük oğul’ zıtlığı haline gerilemiş olarak varlığını sürdürür. Önceki zıt karşılıklı iki toplum birimin çelişmesi, yeni aile’nin minyatür yapısı içine taşınmıştır ve ateş’in temsilcisi Gibil-Habil’e (ki bu Kuran’ın İblisi, Cin’i olmalıdır) karşılık, ‘yer’ ‘toprak’ kara renk soyunun temsilcisi Kabil biçiminde şekillenir. Rebekka’nın oğulları Yakup ve Esat, birbirinin zıttı, düşmanı olarak doğarlar.
 
Bu döneme ilişkin eski ilahilerde, her durumda, kendisini ‘insan’ gören bir topluluğun karşısında ”Göksel yaratıklar”, "melekler", 'cinler’, ’ejderha’lar dünyası bulunur. Her iki durumda da, sadece kendini insan kabul eden topluluk, karşıtı olan ‘melek’, ’cin’,’ejderha’’géant’ topluluğuyla karşılıklı evlilik ilişkileri kurar.
 
Eski Ahit’e göre, daha az düzeltilmiş gibi görünen Enoş’un Kitabı’nda bu olgu şöyle aktarılıyordu:
 
“İnsanoğlunun çoğaldığı sıralarda, onların güzel ve alımlı kızları ortaya çıktılar.
 
Melekler, göklerin oğulları onları görüp aşık oldular.
 
Melekler aralarında dediler ki, kendimize insanoğlu kadınlardan seçelim ve bu kadınlardan çocuk sahibi olalım.
 
Meleklerin her biri bir kadın seçti ve kadınlarla birlikte yasamaya başladılar.
 
Melekler kadınlara, büyücülüğü, ilahi okuyuculuğunu, ağaç ve köklerin kaynaklarını öğrettiler.
 
Bu kadınlar hamile kalıp melekleri (cinleri) doğurdular.”
 
Eski Ahit’te ise bu konu şöyle yer almaktaydı:
 
“İnsanlar yeryüzünde çoğalmaya başladı ve onların kızları doğdu.
 
İlahi varlıklar, (‘Tanrı oğulları’), insan kızlarının güzelliğini görünce beğendikleriyle evlendiler ("İlahi varlıklar’ veya İbranice "Tanrı oğulları", melek veya da Şit soyundan gelen insanlar olarak yorumlanır.) 
 
İlahi varlıkların (géant, cin, melek) insan kızlarıyla evlenip çocuk sahibi oldukları günlerde ve daha sonra yeryüzünde Nefiller ( "Nefiller": İbranice "Düşmüş kişiler" anlamında kullanılsa da, Septuaginta bunu "Devler" diye çevirir. Ejderha’lar, insansı hayvanlar diye anlamak daha yerinde olur) vardı. Bunlar eski çağ kahramanları, ünlü kişilerdi.” 
 
Bu anlatımlara göre insanoğlunun kızları ‘cin doğuruyor’ ise, bundan anlaşılması gereken, bu evlatların, anlatıcı toplum birimimizin aidiyetine değil, kızlarının kocası olan ‘cin’, ‘şeytan’, ‘géant’, ‘hayvan’ toplum birimine ait kabul ediliyordu.
 
Enoş’un Kitabı’na göre, İnsanoğlu’nun kızlarının doğurduğu bu ‘cin’, ‘şeytan’ evlatları doyurmak da mümkün değildi. Öyle ki, bu ‘cin, şeytan evlatlar’ bir süre sonra, bizzat insanoğlunu, kuşları, hayvanları, sürüngenleri ve balıkları yemeye yöneldiler. Bu anlatım da, kutsal tanrısal evlatların, çeşitli hayvan totemleriyle ifade edilen toplulukların insanlarını kurban olarak aldıkları biçiminde anlaşılmalıdır.
 
***
 
(1) Bay Kramer ,’yer’ ve ‘gök’ olarak okuduğu kelimeleri güvenle ortaya koymuş görünmez:
“ -Yıldız resmi. Sümerce an- ‘gök’. Dingir- ‘tanrı’ anlamına gelir.
 
-Ki ‘yer’-. Bunun yer resmi olması lazım ama yorumlama olmuyor.”
(S.N.Kramer. TSB.s.309)
 
Gök’ü temsil ettiği düşünülen deseni, bir ‘yıldız’ resmi olarak değerlendirmek oldukça zorlamadır. Hac işareti bir toplam, yani ittifak işareti olarak, İsa’dan binlerce yıl önceden beri vardı. Sümerlerde ‘yıldız’ olarak sanılan çizgiler, ittifak kurmuş toplum birimlerin sayısı kadar üst üste yığılmış artı; hac işaretine benzemektedir. Yıldız olarak değerlendirilen sembolün, ittifak sayısı ile bağlantısını, tipik yıldıza benzemeyen Israel bayrağının yıldız çiziminde de bulmak mümkün.
 
Yer, dünya, toprak kavramına ilişkin ise, bay Kramer, tam olarak boşlukta durduğunu açık yüreklilikle belirtmektedir. Yer kavramına karşılık olan şekil, Sümerlerin kendilerine ‘kara başlar’ demelerine yol açan kara renkli bir baş giysisi şekline benzemektedir.
 
(2) “Ne zaman ki, ulu Anum( AN),
Anunnaki'lerin efendisi(lugal)
göğün ve yerin efendisi
Enlil,
memleketin kaderini tayin eden,
Ea'nın büyük oğlu olan Marduk(AMAR.UTU) için
bütün insanlık üzerine Enlil'liği (hükümdarlığı) onun için tayin etti (ve)
İgigi'ler içinden (arasından) onu yüceltti.
Babil (ka.dıngır.ra) şehrini üstün adıyla andı;
Onu cihanda üstün yaptı.
(orada) temelleri gök ve yer gibi sağlam olan ebedi bir krallık sağladı.”
 
Hammurabi döneminde, 4000 yıl kadar önce, ‘göğün ve yerin efendisi’ olan ’tek tanrı’ fikrinin gelişmesine bağlı olarak En-Mar-Utu, Marduk’un yaratılışının hem gök’le, hem yer ile bağlı olarak aktarılması anlaşılabilir.
 
Bununla birlikte, Dumuzi, Kara’ların(yerin, toprağın, çamurun, kilin.) büyük gulu gulu ve büyük olasılıkla Marduk’a karşılık düşen Gılgamış ise ‘ateşin’, ’gök’ün, ’güneşin’ büyük oğlu idi. Bay Hrozny’nin, Gılgamış kavramında ‘ateşin oğlu’ anlamı bulmuş olması da, bu yorumu güçlendiriyor.
 
Bu iki ‘büyük oğul’ , eski Yunan din tarihi anlatımına göre üçüncü kuşak tanrıları oluşturuyor olmalıdır. Dumuzi ve Gılgamış’ın, tabletlerde yazılı olan özellikleri onların Tanrı veya tanrısal sayılmış olduklarını gösteriyor. Meleklerden Âdem’e secde etmelerinin istenmesi, bir yönüyle, Gılgamış toplum biriminin Dumuzi’nin büyük oğulluğunu kabul etmeleri isteğini anlatıyor olabilir. Fakat öteki yönüyle Dumuzi olan Âdem, Kuran’ın dayandığı kaynaklar tarafından da tanrı veya tanrısal sayılmış gibi görünmektedir.
 
( 3)Ateş kültünün temsilcisi Enlil, Tufan yapmayı aklına koyduğunda, cezalandırmak istediği topluluk Enki’nin topluluğu idi.(Nuh’un ‘gemisini’ sürdüğü ‘okyanus’ Enki’nin Apsu mabedidir) Uruk’lular bakımından Enkidum’un hayvani, yabani topluluğu ifade ediyordu. Bu bakımdan, Enlil’in Tufanının, ”hayvanları,  sürüngenleri, kuşları” hedef almış olması anlaşılır. Nuh’un, gemisine bütün bu “hayvan”lardan birer veya bir kaç çift toplamış olması da bu yüzden olmalıdır.
 
Tufan anlatımı, bize, Tufan yapımcısı Enlil toplum birimleri tarafından değil, genel olarak, Tufan’ın hedefi olan, kurban edilen, kurban veren Enki’nin toplum birimleri tarafından aktarıldığından ve bu aktarıcılar kendilerini ‘insan’ olarak değerlendirdiklerinden, bu Tufan anlatımları, ’İnsanların ve hayvanların Cezalandırılması’na dönüşmüşe benziyor.
Eski Ahit, Enlil önderliğindeki tanrılar meclisinin Tufan kararını, daha sonra tek tanrı döneminde söyle aktarmıştı:
 
“RAB baktı, yeryüzünde insanın yaptığı kötülük çok, aklı fikri hep kötülükte. İnsanı yarattığına pişman oldu. Yüreği sızladı. "Yarattığım insanları, hayvanları, sürüngenleri, kuşları yeryüzünden silip atacağım" dedi, "Çünkü onları yarattığıma pişman oldum." (Eski Ahit. Yaratılış)
 
Burada, Tanrı’nın insan’ı cezalandırmak isterken, hayvanları, sürüngenleri, kuşları da bu arada neden cezalandırmak istediğini anlamaya çalışırsak, görürüz ki, söz konusu olanlar, ‘yılan’; öküz, inek, kuş veya balık’la sembolize edilen, totemleri yengeç, akrep, balık, inek, keçi, koyun vb. olan toplum birimlerin bizzat kendileridir. Günümüzün fal sembollerinin tümü, eski toplumun ittifak halindeki hayvan sembollü insan toplum birimlerinden mirastır.

***

20 Ocak 2016 Çarşamba

Yezidilik: 'Yaratılış' Döneminden Kalan Eski Bir Dinin İzleri...



Eski Ahit: "Yaratılış"

RAB Tanrı’nın yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı.

Yılan kadına, “Tanrı gerçekten, ‘Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin’ dedi mi?” diye sordu.

Kadın, “Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz” diye yanıtladı,

“Ama Tanrı, ‘Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz’ dedi.”

Yılan, “Kesinlikle ölmezsiniz” dedi,

“Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.”

Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi.

İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar.

Derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrı’nın sesini duydular. O’ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler.

RAB Tanrı Adem’e, “Neredesin?” diye seslendi.

Adem, “Bahçede sesini duyunca korktum. Çünkü çıplaktım, bu yüzden gizlendim” dedi.

RAB Tanrı, “Çıplak olduğunu sana kim söyledi?” diye sordu, “Sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan mı yedin?”

Adem, “Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim” diye yanıtladı.

RAB Tanrı kadına, “Nedir bu yaptığın?” diye sordu.

Kadın, “Yılan beni aldattı, o yüzden yedim” diye karşılık verdi.

Bunun üzerine RAB Tanrı yılana,
“Bu yaptığından ötürü
Bütün evcil ve yabanıl hayvanların
En lanetlisi sen olacaksın” dedi,
“Karnının üzerinde sürünecek,
Yaşamın boyunca toprak yiyeceksin.

Seninle kadını, onun soyuyla senin soyunu
Birbirinize düşman edeceğim.
Onun soyu senin başını ezecek,
Sen onun topuğuna saldıracaksın.”

RAB Tanrı kadına,
“Çocuk doğururken sana
Çok acı çektireceğim” dedi,
“Ağrı çekerek doğum yapacaksın.
Kocana istek duyacaksın,
Seni o yönetecek.”

RAB Tanrı Adem’e,
“Karının sözünü dinlediğin ve sana,
Meyvesini yeme dediğim ağaçtan yediğin için
Toprak senin yüzünden lanetlendi” dedi,
“Yaşam boyu emek vermeden yiyecek bulamayacaksın.

Toprak sana diken ve çalı verecek,
Yaban otu yiyeceksin.

Toprağa dönünceye dek
Ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın.
Çünkü topraksın, topraktan yaratıldın
Ve yine toprağa döneceksin.” (Eski Ahit)

 


Yezidiler için ateş, nur yani ışık saçan bir kaynak olduğu için kutsanır ve ona asla tükürülmez. Ateşin su ile söndürülmesi büyük bir günahtır. Yezidiler, bazı besin maddelerini yemez, bazı renkleri tercih ederler. Beyaz, kahverengi, kırmızı, yeşil ve siyah kutsal sayılmakta mavi renge ise itibar edilmemektedir.

Beyaz, temizliği simgeler ve kadınlar beyaz iç çamaşırı giyerler. Erkekler öldüklerinde yüce makama temiz çıksınlar diye beyaz giysiyle gömülürler.

Haram yiyecek, maruldur. 'Marul' ismi, bir Yezidi ulusunun adını çağrıştırdığı için bunu yemek kesinlikle yasaktır. Börülce, salatalık, lahana gibi sebzeler ile balık, geyik ve horoz eti de yasak yiyeceklerin başında gelir.

“Bize khass (marul) haram kılınmıştır, çünkü kadın peygamberimiz olan Khassa' nın adını anımsatmaktadır;

kuru fasulye de haramdır,

koyu mavi boya kullanmamız yasaktır;

Yunus peygambere saygısızlık etmiş olmamak için, balık yememiz haramdır;

Ceylanları da yemeyiniz, çünkü onlar peygamberlerimizden birinin sürüsü olmuşlardır.

Ayrıca, Şeyh ve müritleri, tavus kuşuna saygısızlık etmemek için, horoz da yemeyiniz; çünkü tavus kuşu, daha önce sözü edilen yedi tanrıdan biridir ve biçimi horozu andırır.

Yine, Şeyh ve müritleri sayın, helvacıkabağı yemekten sakininiz.

Bundan başka, ayakta işemek, ya da oturmuş haldeyken giyinmek, ya da Müslümanların yaptığı gibi helada taharetlenmek, ya da onların banyolarında gusül etmek, bize yasaklanmıştır.”




                Mashaf-i Reş (Mushaf-i Res - Kara Kitap)
"Benim bilgim tüm varlıkları kuşatır

Benim varlığım benden gelir.
Benim gelişimin nedeni yine benim;
Zamanını da bilen benim.
Evrende var olan her şey benim buyruğumdadır
Her yer insanlar otursun oturmasın
Ve tüm yaratılmışlar benim buyruğumdadır.
Benim egemenliğim başka egemenliklerden üstündür.
Sözlerim her zaman doğrudur.
Yeryüzünün yargıcı ve yöneteniyim
Benim yüceliğime tapınır insanlar
Bana gelirler öperler ayaklarımı.
Benim gökleri kat kat yayan.
Başlangıçta haykıran benim.
Şeyh’im ben benden başka yoktur tapacak.
Benim kendimi mucizelerle gösteren.
Bana indirildi mutluluklar kitabı
Dağları eriten efendimden.
Tüm yaratılmış insanlar bana gelirler
Saygıyla öpmek için ayaklarımı.
Meyveler üretirim gençliğin ilk özsuyundan,
Kendi gücümle, ve bana yönelirler öğrencilerim.
lşığımın önünde sabahın karanlığı dağılır.
Yol ,gösteririm, isteyenlere.
Benim, Adem'in cennet'te yaşamasına neden olan,
Nemrud'un kızgın ateşte kalmasına da.
Ahmed'e adaletl davranmasında önderlik ettim
Benim yolumda ilerlettim onu.
Bana gelir tüm yaratıklar
Sevgimi, armağanlarımı kazanmak için.
En yüksek yerlere bile uğrarım ben
İyilikler benim acımamdan kaynaklanır.
Benim, tüm yüreklere korku salan
Bana uysunlar diye; ve yüceltirler gücünü ve, görkemini kötülüğümün
Karşıma çıktı o öldürücü arslan
Öfkeyle ve ben haykırdım ve taşa çevirdim onu,
Karşıma çıktı yılan
Ve ben irademle kuma çevirdim onu.
Benim, vurup titreten kayayı
Ve yanından fışkırtan suların en tatlısını.
Benim bildiren, kesin gerçeği.
Benden gelir, acı çekenleri avutan kitap.
Benim biricik yargıç,
Yargılamak benim hakkımdır.
İlkyazları yarattım su versinler diye,
Suların en tatlısını ve güzelini.
Eli açıklığımla ben neden oldum belirmesine
Ve gücümle saflaştırdım onu.
Bana dedi ki cennetin Efendisi,
«Sensin tek yargıcı ve yöneticisi yeryüzünün.»
Bazı mucizelerimi kendim sergilerim,
Bazılarıysa, varlıkların kendilerimde açığa vurulmuştur.
Benim, dağlara boyun eğdiren,
Benim altımda, benim irademe göre.
Ürkünç görkemimin karşısında haykırır canavarlar
Gelir tapınırlar bana öperler, ayaklarımı.
ŞamIı Adi'yim ben, Musafir’in oğlu.
Yüce Bağışlayıcı, çeşitli adlar verdi bana,
Göksel tacı, makamı, ve yeri göğü ve yüryüzünü.
Gizlerime erenlerin gözünde, benden başka Tanrı yoktur
Her şey benim buyruğumun altındadır.
Onun için, benim önderliğimi yadsımayın.
Ey insanlar! Bana karşı çıkacağınıza, boyun eğin,
Yargılama Günü’nde, karşıma geldiğinizde , mutlu kılınırsınız.
Her kim, bana bağlı olarak ölürse
Cennet'e göndereceğim onu,
Ama kim ki, beni tanımadan ölür
Acı içinde kıvrandıracağım onu.
Diyorum ki, yücelikte yoktur dengim.
Yaratırım ve istediğimi zengin yaparım,
Övgüler bana, her şey benim irademle olur.
Işığı ben bağışlarım evrene.
Ben o hükümdarım ki, büyüklüğüm kendimden gelir;
Yaratılmış tüm zenginlikler benim buyruğumdadır.
İzlemeniz gereken bazı yolları gösterdim size, ey insanlar
Bana yakın. olmak isteyenler dünyayı unutmalıdır.
Sözlerim her zaman doğrudur.
Yükseklerdeki bahçe beni hoşnut edenler içindir.
Ben gerçeği aradım ve onaylayıcısı oldum onun
Aynı gerçeği kavrayanlar en yüksek yere ulaşacaklar benim gibi"

                          http://tr.wikisource.org/wiki/Şeyh_Adî’nin_İlahisi
                    

 







































 

Birinci Bölüm

Ben ki vardım, varım, sonsuza dek var olacağım; tüm yaratılmışlara hükmüm geçer, tüm olaylar ve benim erkim altındaki varlıklarla ilgili her şey, benim buyruğumla olur. Kim bana inanır da gereksindiğinde beni çağırırsa, ben hemen onun yanındayım, benim var olmadığım hiçbir yer düşünülemez. Beni benimsemeyen kimselerin, kendi isteklerine uygun olmadığı için kötülük diye nitelendirdikleri tüm olaylar, benim isteğimle olur. Her çağın bir Yönetici Vekili vardır, onu ben seçerim. Her kuşakla birlikte, bu Dünya'nın Başkan'ı da değişir: Başkanlar sırayla gelirler kendi dönemleriyle ilgili görevlerini yerine getirirler. Yaratılıştan kazanılan özelliklerin değerleriyle orantılı olarak, suçları bağışlarım. Kim ki, bana karşı çıkar, sıkıntılarla acılar ondan eksik edilmeyecektir. Başka hiçbir Tanrı, benim işlerime ve yaptıklarıma karışamaz: Ben neye karar verirsem, o olur.

Yabancıların ellerinde bulunan kutsal kitaplar, peygamberler ve havariler tarafından yazılmış olsalar bile, artık geçersizdirler, isyancı bir nitelik kazanmışlardır, bozulmuşlardır; bunlar birbirlerini yalanlamakta ve geçersiz kılmaktadırlar. Doğru olanla yanlış olan arasındaki ayrım, yaşanılan çağın koşullarına göre yapılacaktır. Bana inananlara verdiğim sözleri yerine getireceğim; belirli dönemler için yetkilerimi devrettiğim ,akıllı ve sevgili vekillerimin yargılarına göre, kullarımla aramdaki sözleşmeye uyacağım yada uymayacağım. Olayların gelişimini dikkate alırım; içinde bulunulan zamanda yararlı olan neyse, onu uygularım. Benim eğitmenliğimi kabul edenleri yönlendirir, eğitirim; onlar, bana uymakla, ruhun duyacağı sevinç ve zevklerin en büyüğüne kavuşurlar.

İkinci Bölüm

Çok iyi bildiğim tüm, yöntemlerle, ademoğullarını ödüllendirir ve cezalandırırım. Yeryüzünde, üstünde ve altında ne varsa., benim denetimimdedir. Öbür ırklara yardım etmeyi üstlenmem, onlara iyilik yapmaktan uzak da durmam, hele benim seçilmiş topluluğumdan ve bana uysallıkla hizmet edenlerden bunu hiç esirgemem. Sınadığım insanlara etkin bir denetim yetkisi veririm; bu insanlar,benim irademe uygun olarak, belirli durumlarda, bana inanıp öğütlerimi tutanlara yardım ederler. Alan da benim, veren de; zengin eden, fakir eden de; mutlu kılan, mutsuz kılan da; bütün. bunlar, çevre koşullarına ve zamana uygun biçimde gerçekleşir; benim işlerime karışmak ve herhangi bir insanı denetimimden çıkarmak hakkına ve yetkisine sahip hiçbir güç yoktur. Bana engel olmaya çalışanların üzerine acılarla hastalıklar yağdırırım. Kim benim buyruklarıma uyarsa, öbür insanlar gibi ölmez. Bu düşük dünyada hiç kimsenin, 'kendisi için belirlediğim süreden fazla kalmasına dayanamam; ama istersem, onu bu dünyaya iki kez, üç kez ya da daha fazla geri gönderirim, ruhunu başka bir bedenin içine sokarak; bu evrensel bir yasadır.

Üçüncü Bölüm

Ben, kitap göndermeksizin yönlendiririm, dostlarıma ve benim öğrettiklerimi benimseyenlere, doğru yolu, gizli araçlarla gösteririm, uyulmasını istediğim kurallar, bunaltıcı değildir, zamana ve koşullara göre saptanmıştır. Yasalarıma karşı çıkanları öbür dünyalarda cezalandırırım. Ademoğulları, yapılması istenen şeyleri bilmezler, bu yüzden sık sık yanlışlığa düşerler. Yeryüzündeki ve gökteki hayvanlar, denizdeki balıklar, hepsi benim yönetim ve denetimim altındadırlar. Dünyanın bağrındaki gizli hazineler ve başka şeyler, benim bilgimin içindedir. Onların tek tek bulunup alınmasına olanak sağlarım. Bunlara sahip olacak kimselere ve benden zamanında dilekte bulunanlara gizli işaretlerimi, mucizelerimi gösteririm. Bana ve izleyicilerime karşı yabancıların göstereceği düşmanlık ve direnme, ancak kendilerine zarar verir; çünkü bilmezler ki güç ve zenginlik benim ellerimdedir ve bunları ben, ademoğullarından hak edenlere veririm. Dünyaların yönetimi, çağların arka arkaya geçip gidişi, vekillerimin her çağda değişmesi, sonsuza dek benim yetkimdedir. Her kim, oraya dürüstçe yürümezse, ben kendim belirleyeceğim bir zamanda onu cezalandıracağım ve başladığı yere geri göndereceğim.

Dördüncü Bölüm

Mevsimler dört tanedir, unsurlar da dört tanedir; bunları ben, yaratıklarımın, gereksinmelerini gidermeleri için bağışladım. Yabancıların kutsal kitapları, ancak benim yasalarıma uygun oldukları, karşı çıkmadıkları ölçüde tarafımdan kabul görürler; yine de bunlar, çoğunlukla saptırılmışlardır. Üç tanesi bana karşıdır ve ben, üç addan nefret ederim. Benim gizlerimi açığa vurmayanlar için, ödüllendirme konusundaki sözümü tutacağım. Benim uğruma acı çekmeye katlananları, kuşku duyulmasın ki, dünyalardan birinde ödüllendireceğim. Benim yolumdan, gidenler, kendilerine düşman olanlara ve yabancılara karşı, cemaat halinde yaşasınlar. Ey siz, benim yasalarıma uyanlar, benim tarafımdan iletilmeyen düşünceleri kafamza sokmayın. Yabancıların yaptığı gibi sakın, adımı ya da bana yakıştırılan adları ağzınıza almayın, yoksa günaha girersiniz; çünkü bu konular sizin kavrayışınızın üzerindedir.

Beşinci Bölüm

Beni simgeleyen şeylere ve resimlerime saygılarınızı sunun; çünkü onlar size, benim yasalarıma aykırı olan davranışlarınızı anımsatacaktır. Yardımcılarımın buyruklarına uyun, sözlerine kulak verin ki benden aldıkları öte dünya bilgilerini size iletsinler.












 

Yezidi, Rum ve Ermeni Ortodoks Dinlerinde Bazı Kutsal/Yasak Yiyecekler Ve Bu Olguların Kaynakları Üzerine...Dini yazımlarda, fasulye, mercimek, marul, lahana, soğan, ceviz, badem, uzum, nar, ceylan, horoz, tavşan, kuzu, koyun, keçi gibi hayvan/bitki varlıklara; bunların yenilme ‘yasak’ veya gerekliliğine rastlamak, ilk bakışta ‘garip’ gelebilir.

Eski toplumun yapısı, özellikleri; insan kurbandan hayvan/bitki totem sunularına geçiş süreci sosyal temelleriyle tanınmadığı zaman, "iman" konusu dinler ile, bu tür hayvan ve bitkilerin, yasak veya özellikle gereken şeyler olması arasındaki ilişki pek anlaşılamaz. Nitekim günümüze değin de, dinleri, toplumun sosyal varlığı ve örgütlenmesi dışında ele alma tarzından ötürü, bu konular bilimsel yanlarıyla anlaşılıp açıklanamamıştır.

Gerçekten de, dini kurallar arasında, diyelim ki, ‘marul ye-me-me’ veya ‘özellikle marul yeme’ gibi bir ‘garip’ yanlar bulunmaktadır. Örneğin Marul, Yezidiler için büsbütün yasak bir sebze iken, görüyoruz ki Rum/Ermeni kiliselerinin bazı özel günlerinde Marul bilhassa yenilmesi gereken bir sebze olarak yer alıyor.

Bu tür yiyeceklere biraz daha yakından baktığımızda, ‘mercimek’ bile, orada ‘yeşil’ veya ‘kırmızı mercimek’ haliyle ayrışmaya başlar...

Soğan’ın özellikle ‘mor’ olanı tanrısal olarak kutsal veya yasak olur..."Kürt Soğan'ın cücüğünü sever"... Balık haftanın bazı günleri yasaklanır, fakat bazı günler özellikle balık yemek gerekir. Hatta Balık'ın türleri bile bu "yasak" veya "gerek"in konusu olur... Karmaşık bir görünüm…

Bununla birlikte, bu konuyu, eski toplumun insan kurban/yeme törenlerinden kurtulma süreci içinde, her farklı toplum birimin, şu veya bu nedenle seçtiği totem hayvan ve bitki/ürün ile bağ içinde ele aldığımızda, kutsal veya haram hayvan/bitki’lerin doğrudan doğruya kurban edilen insan (toplulukları) yerine geçmiş olduğunu görürüz: Orada aslında yasaklanan bitki olarak marul veya fasulye değildi kuşkusuz... Ya da özellikle yenilmesi öğütlenen ‘mercimek’, başlangıçta , tahıl olarak mercimek değildi elbette.

Bu tür yiyecek türlerinin, Akado sammaru kayıtlarında, tanrılar tarafından özel törenlerle yaratıldıklarını biliyoruz. Örneğin Enki tam 8 çeşit ‘bitki/sebze’ yaratmıştı. Bu, 8 ayrı topluluğun 8 ayrı bitki/sebzeye ayrıştırılması olarak anlaşıldığında ‘marul’ topluluğun bunlardan birisi olduğu ortaya çıkar. "Marul saçlı" olmak üzerine yazılı eski ilahi parçalarını hem Akado-sammaru , hem de Eski Ahit şarkılarında biliyoruz.

Yasak yiyeceklerin, ister hayvan, ister bitki olsun, gerisindeki neden, iç yamyamlığın yasaklanmasıdır. Bu nedenle Yezidiler, hiç bir zaman Marul yemezler. Buna karşılık, komşu toplum birim, özellikle belirli günlerde, mutlaka ‘Marul’ yer, yemelidir. Bu marul’un, marul ismiyle anılmaya başlanmış bir topluluğu, onun insanlarını, çocuklarını ifade ettiğini, daha önceki çalışmalarımızda ortaya koymaya çalışmıştık.

Metinlerde, ‘saçları Marul (gibi) sevgili’den bahsedildiğinde, anlamalıyız ki, burada söz konusu olan ‘Marul’ topluluğunun bir kadın tanımıydı.

Hayvan/Bitki totemlerin cinsiyet ayrımını da ifade etmesi, bir kadının ‘tavuk’/piliçle; ’güvercin’le , ‘fıstık’la vb. ifade edilmesinin de yolunu açmış olmalı.

Eğer ‘mercimeğin fırına verilmesi’nden kadın ve erkek arasındaki bir cinsel bağlantı anlaşılıyor ise, bunun nedeni, eski toplumun yeni yıl, bahar ve güz senliklerinde, karşılıklı cinsel ilişkileri serbest kılan, bunu pekiştiren törenler yapıyor olmasındandı. Doğal olarak, bu törenler cinsellik yanında, yiyecek/içecek ortaklığı özelliği de taşırlar.

Akado sammaru ilahilerinde ‘yer’ ve ‘gök’ bile ‘fırınlarda ekmek pişirildikten sonra’, ‘pişirilen ekmek kutsal alanlarda yendikten sonra’ gerçekleşiyordu. Tabi buradaki ‘Gök’,bilinen gökyüzü değil, Semavi dinlere sahip toplulukların ataları, “Sema tapımcısı topluluklar” idi.

Tavşan, Domuz, Deve, Balık veya Ceylan’ın yasaklanmasında, onların farklı toplum birimlerin totemi olması dışında hiç bir ortak özellik yoktur ve yiyecek olarak yasaklanmayı gerektiren her hangi bir sorun da bulunmaz. Burada sadece Domuz totemli toplum kendi iç yamyamlığını; Balık, tavşan, ceylan toplum birimleri de kendi iç yamyamlıklarını yasaklamışlar demektir.

Bu totemlerin bir bölümü, günümüze değin burçlar üzerinden bize ulaşmıştır. Ama sözünü ettiğimiz bitki/hayvan totem düzenlenişinin, günümüzden 6–7 bin yıl önce gerçekleştiğini gösteren bulgu ve anlatımlar olduğu için, geçen bu sürede, bunların bazılarının ortadan kalkmış olması gayet normaldir. Üstelik 12 Burç hayvan/bitki sembolünün, sadece, aralarında böyle bir birlik ortaya koymuş topluluklar yoluyla bize ulaşmış olduklarını da hesaba katmamız gerekiyor.

Bizler İslami yasak veya helalleri, az çok tanıyoruz ama diğer dinlerin, diğer toplulukların kutsal/haram hayvan/yiyecekleri hakkında da bilgilenmemiz gerekecek.

Bu tür bulgular genelleştiği ölçüde, ‘tavşan’ veya ‘domuz’ hakkında öne sürülen gerekçeler de ‘anlaşılır’ olmaktan çıkacaktır. Çünkü inceleme içinde bir ceylan, deve, horoz veya kaz yeme yasağı için de, ilgili topluluklar tarafından son derece ‘anlaşılır’ gerekçeler öne sürülebildiğini göreceğiz.

***

Yezidilik

http://www.nationalgeographic.com.tr/ngm/konu.asp?Yil=04...

Türkiye'de Viranşehir, Mardin–Midyat ve Batman'ın köylerinde yaşayan Ezidiler, gelenek ve sosyal yapılarıyla farklı bir kültüre sahip.

Bunun üzerine cemaat mavi renk giymeyi reddeder.

Ezidi inancı kendi içinde bir dizi yasaklamayı ve düzenlemeyi barındırıyor: Çarşamba günleri banyo yapma yasağı, kadınların beyaz iç çamaşırı giyme zorunluluğu veya lahana ve marul yemenin yasaklanması akla ilk gelen örnekler....




Yezidi İnançları-1

Yezidilik; - Eski putperestliğe, - Zerdüştlüğe (iyilik ve kötülüğün mücadelesi), - Maniliğe (İrfan), - Yahudiliğe (Beslenme ile ilgili hükümler, haram yiyecekler), - Hıristiyanlığa (Vaftiz, nikahta ekmek ve şarap ayini, evlenmelerde kiliseleri ziyaret, şarap içmek), - İslamiyet'te (Sünnet, oruç, kurban, hac, mezar taslarında İslam 'i kitabeler) - Sufi-Rafiziliğe (İnancın gizliliği, vecd, şeyhe saygı), - Sabiiliğe (tenasuh ve ruh göçü), - Samaniliğe (gömme adeti, rüya tabiri ve dans), - Paganizme (Ay ve güneşe tapma) ait Bazı unsurları ihtiva eden ve kökeni yeterince açık olmayan bir inanç sistemidir.

Yezidilik inancında Tanrı, dünyanın koruyucusu değil sadece yaratıcısıdır. O, faal değildir ve dünya ile ilgilenmemektedir. Tanrı iradesinin faal ve yürütücü uzvu, Tanrı'nın ikinci şahsiyeti olan "Melek Tavus"tur. Melek Tavus, Tanrı ile bir, çözülmez bir şekilde Tanrı'ya bağlıdır. Bu anlamda Yezidiler, tek tanrılı olarak kabul edilebilirler. Ancak Yezidi inancında, Tanrı ile insan arasında vasıta olarak hizmet gören yarı- ilahlar bulunmaktadır. Yezidilere göre; Melek Tavus, bir iyilik tanrısıdır.

Yezidiler şeytana, tövbe etmesi sebebiyle Tanrı tarafından bağışlanan gözden düşmüş bir melek olarak bakarlar. Şeytanın adının, Tanrı olarak söylenmesi yasaktır. Yezidiler, dışarıdan anlaşıldığı manada ne cehenneme, ne cehennem azabına ne de şeytana inanırlar. Yezidi inancına göre; ruh, ölümden sonra başka gövdelere geçerek varlığını sürdürmektedir. Güneş, ay ve yıldızlar ışık saçtıklarından dolayı kutsaldır. Çünkü Melek Tavus da bir ışık kaynağıdır.

Yezidi topluluğu, Adem ile Havva soyundan değil Cebbar bin Sehid adlı başka bir yüce varlıktan türemiştir. Yezidiler her çağda yeni bir peygamber gönderileceğine, her yerde bulunan Melek Tavus'un bütün Yezidileri koruyacağına ve kurtaracağına inanmaktadırlar.

Mashaf-i Res'te, "Tanrımız Şeytanın adını ya da onu anımsatan sözcükleri zikretmek yanlıştır" diye buyrulduğundan Yezidiler, Tanrı-melek mertebesine koydukları "Şeytan"ın adını anmadan, onun için "İsmi güzel melek" derler. Ayrıca "kaytan, ser, melun, lanet" gibi kelimeleri de kullanmazlar.

Yezidiler için ateş, nur yani ışık saçan bir kaynak olduğu için kutsanır ve ona asla tükürülmez.

Yezidiler, bazı besin maddelerini yemez, bazı renkleri tercih ederler. Beyaz, kahverengi, kırmızı, yeşil ve siyah kutsal sayılmakta ; mavi renge ise itibar edilmemektedir.

Beyaz giysi, temizliği simgelemekte; kadınlar mutlaka beyaz iç çamaşırı giymekte; erkekler öldüklerinde yüce makama temiz çıksınlar diye beyaz giysiyle gömülmektedirler.

Yezidilerde temel haram yiyecek, maruldur. Buna börülce, salatalık, lahana gibi sebzeler ile balık, geyik ve horoz eti de eklenebilir.

YEZİDİLERDE İBADET

Yezidilerin yerine getirmeleri şart olan dini vecibeleri şahadet, namaz (ibadet), oruç, zekat ve hacdır. Onlara göre tanrının birçok ismi vardır. Bunların en güzeli ve en çok kullanılanı "Hüda" olanıdır.

Şahadet


Yezidilerde şahadet, tanrının sonsuz kudret sahibi, Şeyh Adiy bin Musafir'in tanrının meleği ve Yezidilerin mürşidi, Sultan Yezid'in tanrının meleği, yerin nuru ve insanlığın sevinci, Melek Tavus'un da Tanrı'nın meleği ve elçisi olduğuna inanmaktan oluşur. Bunu akşam yatarken, sabah kalkarken de tekrarlarlar.

Namaz

Namaz (İbadet) Yezidilerde yılda bir kez Laleş'te Şeyh Adiy'in türbesine yapılan hac esnasında gerçekleştirilen toplu ibadetin haricinde toplu ibadet etme yoktur. Namaz, sabah ve akşam kılınır.

Namazdan önce eller ve yüz yıkanır.

Sabah namazı için dışarıya çıkılarak güneşin sarılığı belirgin olduğunda güneşe karşı ayakta durulup üç defa eğilmek (rükua varmak) suretiyle dua okunur.

Akşam namazında da yine dışarıda güneşe karşı durularak dua okunur.

Yezidiler ibadetlerini kimsenin görmesini istemezler. Bir yezidi ibadet ederken başka dinden biri görürse rükua varmaz ve sadece avucunun içini güneş ışığına tuttuktan sonra elini ağzına götürüp öper.

Oruç


Yezidilerde Oruç Yezidilerde genel ve özel olmak üzere iki tür oruç vardır:

1. Genel Oruç
Eylül ayının 3 ile 5’ inci günleri arasında tutulan bu oruca Yezit orucu da denilmektedir. Ayrıca Hızır İlyas için üç gün oruç tutmak da Yezidi geleneklerindendir. Yezidi inancına göre, Allah üç gün oruç tutulmasını emretmiştir. Bu inanca göre kutsal kitaplarında oruçla ilgili yazılan üç gün kelimesini yabancılar yanlış olarak yani otuz şeklinde anlamışlardır. Yezidiler tutulan üç günlük orucun otuz olarak kabul olunacağına inanırlar. Sabahleyin güneşin sarılığı ile başlayan ve akşam gün battıktan sonra sona eren oruçta yemek içmek yasaktır.

2. Özel Oruç
Yalnızca din adamlarına özgü olan özel oruç, Aralık ayında 20, Temmuz ayında 20 ve 15-20 Eylül tarihleri arasında Şeyh Adiy'in türbesine yapılan ziyaretin ardından da 40 gün olmak üzere toplam 80 gün tutulur. Yezidiler iftar sofrasında şarap bulundururlar.

Zekat
Yezidilerde zekat müritlerin gelirlerinin % 10'u şeyhlere, % 5 pîre ve % 2.5'ini fakire vermekten oluşur

Hac

15-20 Eylül tarihleri arasında Irak'ta bulunan Şeyh Adiy'in mabedine yapılan hac, Yezidiler için yapılması şart olan dini ve milli bir vazifedir. Şeyh Adiy'in sandukasını üç kez tavaf edip kaideye yüz süren her Yezidi, hacı olmuş sayılır.

Şeyh Adiy'in Laleş Vadisi'ndeki dağın eteğinde olan mabedine Sırat Köprüsü denilen bir köprüden geçerek giden Yezidiler, kaynağı mabette bulunan zemzem adını verdikleri su ile çocuklarını vaftiz ederler.

Bu hac merasimi; nehirlerde yıkanma, sancakların yıkanıp vaftiz edilmesi, rahiplerin dansları, mukaddes kabul edilen mezarlara kandil yakılması, kurban edilen bir öküzün etinin dağıtılması, özel yapılmış yemeklerin yenmesiyle kutlanır.

Ayrıca bu hac sırasında saygı gösterilen ve şahıs isimleri verilen dut ağaçları ziyaret edilir.

Çevreden tek ağaç dalı kesmek bile günahtır.

Kutsal vadinin hiçbir yerinde ayakkabıyla dolaşılmaz; kadınla cinsel ilişki kurulmaz ve içki içilmez

Duaları


Yezidilerin güneş doğarken ve batarken ona doğru yönelerek dua okuma adetleri, güneşe ve aya taptıklarına dair yanlış bir telakkiye sebep olmuştur.
Gerçekte bu duanın nedeni Yezidilerce Tanrı (Melek Tavus)'nın, "Ay ve karanlığın", ve "Güneş ve aydınlığın" efendisi olarak kabul edilmesidir. Yezidi duaları dört tanedir. Bunlar ;
1. Sabah duası,
2. Evger duası: Bu da sabahları okunur,
3. Güneş batışı duası: Buna güneş duası da denir.
4. Akşam duası: Buna şahadet duası da denir. Yatağa yatınca okunur. Bu dua Melek Tavus'a yapılıp yedi meleğe hitap edilir.












































                Mashâf-i Res (Mushâf-i Res- Kara Kitap)


 
                                               http://www.dailymotion.com/.../x80sj5_les-yezidis-iv...


 " Yezidi Dairesi" ve-ya "Yezidi Çemberi" nin, "daire"nin ... farklı anlamlarının açığa çıkarılması önemlidir.

[ Örneğin, bir inanç ilkesi olarak, bir Yezidi etrafına çizilen daireden çıkamaz.

Çıkabilmesi için (dairenin dışındaki) birinin bu daireyi bozması gerekir. Bunu bilenler çarşıda, pazarda, okulda karşılaştıkları Yezidileri daire içine alıp onlarla eğlenmişlerdir. Dairenin içinde mahsur kalan Yezidinin çırpınmaları, ağlamaları ve yalvarmaları ise sadece çevredekilerin eğlenmesine yaramıştır.

Yezidiler yaşadıkları bu olaylardan sonra bu daire inançlarından vazgeçmişlerdir.]


 
Laleş Tapınağının Giriş Kapısının 1865 Yılındaki Görünümü



- Sağ el
- Yılan
- Totem Hayvan (Ningišzida?)
- Daireler (içi boş ve sembollü)
- Kanca-Baston
-Balta,kama,kılıç
-Daire sembolleri
-İçiçe geçmiş daire halkalar (Kapı üstü)
-'yarım ay' biçimli "Toprak-Yer-Dünya' ve-ya "dağ" anlamlı  çizim
-8 kollu yıldız (Tanrı)-(Gökyüzü) anlamlı
-Baston-asa/yılan ve daire
-"Mıh" ?lar...



Akado-sammaru kaynaklarında "yeraltı kapısı", "cehennem kapısı" motifine benzeyen Laleş girişi...



Yezidi "Dairesi" sadece Geometrik Bir Şekil mi? Yoksa kaynakları "Yüksek Daire"lerden Apartman Dairelerine, "Yuvarlak Dünya" dan (en eski metinlerinde "dünya yuvarlak"tır...) "Top"a... bir dizi alanda aranması gereken tarihsel bir kavram mı?
***
[ " yezidi inancına göre eğer bir çember çizilirse ve birisi o çemberin içinde kalırsa çemberi çizen silene kadar o kişi o çemberin içinde kalmaya mecburdur. Bunun temelinin şuna dayandığı söylenir: tanrının önce yanından kovup, yedi bin yıl sonra bağışladığı baş meleği tavus, halkını göstermek için parmağıyla bir daire çizdi ve "daire içindeki bu halk benim halkımdır" dedi."]

Mahmud ile Yezida Üzerine İnceleme
(Mitolojik Kaynak Açısından)




Yılan sembolü ile birlikte (Ningišzida?) sembolü, bu tapınağın "Yer altı Dünyası"nı ifade ettiğini gösteriyor.

Şimdi Yezidi tapınağı olan bu alan,eski ilahilerin Yer altı dünyası yani Cehennemi'ni tanımlıyor olmalıydı.

"Yeraltı Dünyası İniş" ile ilgili olarak tanıdığımız tanrı ve Ningizzida, Umunmuzzida, Niggissida, Nikkissida okumaları ile de karşımıza çıkan Ningišzida sembolünün Laleş kapısında kazılı bulunuyor olması, Yer Altı Dünyası'nın bu alan olduğunu gösteriyor.

Ningišzida, bir yandan çok açık biçimde, Cehennem kapısının girişinin koruyucusu, Yer Altı Dünyasının Tanrısı olarak tanımlanırken, diğer yandan da, ağaç ve bitkilerle de,"Mera ve Ovaların Tanrısı" olarak da tanımlanır.

"Ot"larla, "Mera ve Ovalar"la, "E-geştin (şaraphane) ile de ilişkili tanımlamalarına rastladığımız
"Ningišzida'nın Yer Altı Yolculuğu"na ilişkin bir dizi ilahi bulunmaktadır.












"Biz, Ezidiler aşağıda sıralanan dini nedenlerden dolayı Osmanlı ordusuna hizmet edemeyeceğimizi bildirmek istiyoruz! Bizler, Süryani ve Yahudiler gibi, orduya asker vermek yerine vergi ödemek istiyoruz. Bunun dışında birçok neden askerlik yapmamızı engellemektedir.

Bunların bir kaçını size 14 madde halinde sıralıyoruz.

Madde 1.
Dinimize göre, yediden yetmişe, büyükten küçüğe her üyemiz, yılda üç kere Jülyan takvimine göre; Nisan ayının sonun da, ikinci kez Eylül ayının başında ve sonunda, üçüncü kez de Ekim ayının sonunda kutsal varlıklarımızdan Melek-i Tavus’u ziyaret etmek zorundadır. Bunu yapmayan kişi bizden değildir.

Madde 2
Jülyan takvimine göre 15-20 Eylül tarihleri arasında yediden yetmişe, küçükten büyüğe her üyemiz, kutsal Laleş’te bulunan Şeyh Adi türbesini ziyaret etmek zorundadır. Dinimize göre bu kutsal görev gerçekleşmezse kim olursa olsun bizden değildir.

Madde 3
Yezidi olan her kimse, her gün güneşin doğumunda ve batımında Müslüman’ın, Hristiyan’ın, Yahudi’nin veya herhangi dine bağlı olan birinin olmadığı bir yer bulup ona ibadet etmelidir. Bu olmazsa kâfir sayılır.

Madde 4
Yezidi dininin bir vecibesi de her ferdin, biri erkek iki “Ahiret Kardeşi” (ahretlik) seçmesidir. Ahiret kardeşleri birbirine her bakımdan yardımcı olurken, her gün birbirini ziyaret etmek zorundadır. Bunu gerçekleştiremeyen her Yezidi dinsiz sayılır.

Madde 5
Dinimize göre kabul görmeyen ve hemen cezalandırılan olaylardan biri de; bir Müslüman sabahleyin kalkıp namaza başlamadan önce “De ki: Sığınırım ben, insanların Rabbine olan bütün vesvesecilerin şerrinden Allah’a sığınırım” demesidir. Bizlerden biri bunu duyar, hemen orayı terk etmez ise, bizden biri değil, dinsiz sayılır.

Madde 6
Bizlerden biri ölürken yanında ahretliği değil de pir veya şeyh varsa, ölene bunlar; “sen kutsal Melek Tavus’a inanıp onun için ölmelisin. Çünkü o bütün yaratıklardan önce var oldu. Müslüman, Yahudi, Hristiyan veya herhangi bir dinden biri sana gelip onu takip etmeni onların dinine inanmanı isterse bunu ret edecek ve kutsal Melek Tavus’a inandığını söyleyeceksin” der. Bunun doğru olduğu diğer kişiler tarafından tasdik edilmezse ölen kişi dinsiz ölmüş olur.

Madde 7
Bizden herkes, Şeyh Adi’nin kutsal ve gizemli türbesinin bulunduğu yerdeki topraktan biraz alıp her sabah yemelidir. Yoksa dinsiz sayılır. Eğer ölen birinin yanında bu kutsal topraktan yoksa ve ölmeden önce bu topraktan biraz yemezse bizden değildir.

Madde 8
Bizde, Aralık ayında üç gün tutulan oruç yabancı yerlerde değil, kendi toprakları üzerinde tutulmalıdır. Bu üç günün sonunda pir veya şeyh tarafından sunulan şarabı içmek zorunda-dır. Aksi takdirde orucu kabul olmaz.

Madde 9
Eğer bizden biri başka bir ülkeye gider ve orada bir yılı aşkın bir süre kalıp tekrar geriye dönerse tekrar eşiyle birlikte yaşayamaz. Bizden olan biri de ona kızını vermez. Eğer buna karşı gelip kim kızını verirse dinsizliği seçmiş olur.

Madde 10
Dördüncü madde de belirttiğimiz gibi her Yezidi dini vecibeleri nedeniyle bu dünyada iki Ahiret kardeşi seçer. Bunlardan biri erkek kardeşi, diğeri ise kız kardeşi olur. Eğer bizden biri yeni bir gömlek diktirmek isterse bu gömleğin yakasını ilk olarak Ahiret kardeşi olarak seçtiği kız kardeşi açmak zorundadır. Bunun aksi bir durumda gelişmesi halinde o kişi bizden değildir.

Madde 11
Eğer bizden biri yeni bir gömlek diktirmek veya yeni bir elbise giymek isterse onları kutsal Şeyh Adi türbesinde bulunan kutsanmış suda yıkaması gerekir, aksi takdirde bu suda yıkanmadan giyilirse, giyen dinsizleşir.

Madde 12
Bizler, dini vecibelerimiz yüzünden rengi koyu mavi olan elbiseler kesinlikle giymeyiz. Biz, Müslüman, Yahudi, Hristiyan veya başka dinlerde olduğu gibi saçlarımızı taramayız. Aksi takdirde dinsiz oluruz.

Madde 13
Bir Ezidiler, kendi dinimizin dışında kalan insanların kullandığı tuvaleti, hamamı veya buna benzer ortak kullanılan umumi yerleri kullanamayız. Aksi halde dinimize ihanet etmiş oluruz.

Madde 14
Diğer dinlerdeki yiyeceklerle bizim dinimizin yemeye müsaade ettiği yiyecekler arasında büyük farklılıklar vardır. Mesela: biz et, kabak, bamya, lahana, marul yemeyiz. Hatta marulun yetiştirildiği yerde bile kalmamıza müsaade edilmez.

Yukarıda sıraladığımız ve buna benzer nedenlerden dolayı askerlik hizmeti yapamayacağımızı bildirmek istiyoruz."







“1861 yılında Osmanlı tahtına oturan II. Abdülaziz, komutanlarından Muhammet Tahir Bey’i İstanbul’dan Musul’a gönderdi. Musul’a yakın bir yer olan Sincan Dağları’nda yaşayan Yezidi Kürtlerin Osmanlı ordusuna askerlik yapmaları için bir ferman hazırlamıştı. Sultan II. Abdülaziz tarafından görevlendirilen Tahir Bey, bu fermanı Musul’a çağırdığı Yezidi ileri gelenlerine okudu. Askere alınacak olanlar...ın sayısı 15 bini bulmaktaydı.

Tahir Bey, Ezidi ileri gelenlerine 10 günlük bir süre tanırken bu süre zarfında 15 bin Yezidi vatandaşın Osmanlı ordusuna katılmasını emretti. Yezidi ileri gelenleri bunun üzerine kendilerine tanınan süre zarfında kendilerinin neden Osmanlı ordusuna askerlik hizmeti yapamayacaklarını bir deklarasyon hazırlayarak Tahir Bey’e ilettiler. Yezidi Kürtlerin hazırladığı 14 maddelik deklarasyonda şunlar yazılıydı”:

http://ilhamiyazgan.blogspot.com.tr/2014/08/tarihte-ezidilere-yaplan-zulum-ve.html#more


 
                                      http://toplumvetarih.blogcu.com/inanna-nin-oluler.../1463959


 
                             Yezidi simgeleri, nişanları...


 
Yezidi Kutsal Emanetleri...Sancakları... Nişanları..

 
 


 Felek tandırı...